İzleniyorsunuz: Şirketler peşinizde

Friday, February 16 2007 @ 05:23 PM GMT

Ekleyen: hayat

Şirketler, çalışanlarını, tedarikçilerini ve rakiplerini casuslara izletiyor. Fakat takip sonunda hukuki ve etik riskler olabilir.

Business Week - 16 Şubat 2007
(Bu haber haftalık yayınlanan Business Wekk Dergisi'nin 2006/38 sayısından alınmıştır.)

BEŞ YILDIZLI BİR OTELİN ŞIK KONFERANS salonunu, sektörünün önde gelen şirketlerinden birinin davetlileri doldurmuştu. Sürekli benzerleri yapılan toplantılardan biri... Şirketin yöneticilerini, bir eğitim toplantısı vesilesiyle gazeteciler ve kurumsal müşterileriyle bir araya getiren bir toplantı... Bir saatten biraz daha fazla süren etkinliğin ardından konuklar kahvelerini yudumlamak üzere salondan çıkıyordu. İşte tam bu sırada bir şey oldu. Konuk gazetecilerden birinin gözü salonun perdesine takıldı. Perdenin arkasındaki duvardaki bant izine... Kahve masası yerine perdeye yöneldiğinde, duvara bantla yapıştırılmış kayıt cihazını gördü. Cihaz toplantının çok öncesinden kayda başlatılmıştı. Kim tarafından ne amaçla oraya koyulduğu hiçbir zaman tespit edilemedi ama orada olmayan birilerinin neler konuşulduğunu merak ettiği çok açıktı.

Genellikle bu tür şeyler gün ışığına çıkmıyor ve pek duyulmuyor. Ancak birbirinin peşine düşen ve adam takan sadece aldatıldığından şüphe eden eşler değil. İş dünyası birbirini ve çalışan1arını belki eşlerden daha çok merak ediyor. Çalışanlarının bilgi sızdırıp sızdırmadığından veya kendilerine beyan ettikleri bilgilerin doğruluğundan emin olmak, iş ortakları tarafından dolandırılıp dolandırılmadığını öğrenmek, hatta bazen ortaklık için başvuran şirketin gerçekten var olup olmadığından emin olmak için... Sahtecilikle ve korsanla mücadele şirketlerin mesailerini harcadıkları bir diğer önemli alan.. Bu ve benzeri birçok konu için şirketler araştırmaya, bilgiye ve kanıta ihtiyaç duyuyor.

Herkes Takip Ediliyor

BUNUN İÇİN HER ŞİRKETİN KENDİ içinde kurduğu sistemler var. Dedektifler bir yana, zaten her şirket kendi içinde olup bitenden haberdar olmasını sağlayacak sistemler kuruyor. Klavyede bir tuşa basarak ofisteki herhangi bir bilgisayarın ekranında ne olduğunu görmek mümkün. Gelen giden mesajları taramak, chat kayıtlarını okumak... Pek çok şirkette kameralar zaten faaliyette, kimin ne zaman girip çıktığı kart sistemleriyle takip edilebiliyor.

Mesela bankaların bünyelerinde kredi kartı sahtekarlığı, kimlik hırsızlığı gibi konularda araştırma yapmak için eski polisleri de içinde barındıran ekipler bulunuyor. Bankalar, bizzat kendi çalışanlarının sorumlu olabileceğini düşündükleri bir hırsızlık vakası söz konusu olduğunda, kendi müfettişlerini işin çözülmesi için görevlendiriyor. Ama aslında araştırma yapmak ayrı bir iş ve bu konuda tüm ihtiyaçları şirketler kendi içlerinde karşılayamıyor. Bu noktada devreye güvenlik danışmanları ve özel dedektifler giriyor. Garlin International çatısı altında yer alan, araştırma ve danışmanlık hizmetleri veren Esfor Güvenlik Danışmanlık Genel Müdürü Cengiz Gümüştüs, tarafsız bir göz olarak şirketlerin aslında kendilerinde var olan kayıt ve verilerin değerlendirmesini yaptıklarını söylüyor: "Bilgileri tarayıp derliyor ve sonuçları raporluyoruz."

Esfor gibi şirketler (ki aslında güvenlik danışmanlığı şirketi sayısı çok olsa da belli bir standartta kurumsal hizmet verenlerin sayısı çok değil) kurumlar için araştırma faaliyetlerini üstleniyor, talepleri doğrultusunda iş ortaklarını satın almayı düşündükleri şirketi, çalışanlarını mercek altına alıyor, gerekirse şirket içinde soruşturmalar yürütüyor.

Bütünüyle Kuşkudayız

GENEL RESME ŞÖYLE bir bakınca aslında iş dünyasında herkes birbirini izliyor. Geçmişte yayınlanan popüler psikiyatri dergisi "Şizofrengi"nin sloganı gibi: "Bütünüyle kuşkudayız". Biraz da öyle olmak ve önlem almak zorundalar aslında. Microsoft'un patronu Bill Gates'e giden binlerce e-postadan biri de Türkiye'dendir. Israrlı biri sürekli mailler göndererek Gates'ten para ve yardım talebinde bulunur. "Bana bakarsan gençliğini göreceksin, biraz para verirseniz çok şeyler başarırım" gibi cümleler içeren bu maillerden birinde, Türkçe'den doğrudan çeviri yaparak "If you write you don't die" diye yazan bu kişinin son maili bir ölüm tehdidi olarak algılanır ve diğerleri gibi soruşturulmak için klasifiye edilir. Microsoft, Türkiye'den özel bir dedektiflik bürosuyla bağlantıya geçerek tehdidin kaynağının araştırılmasını ister. 8 bin kişiyi kapsayan araştırma sonunda mesajı yazan kişi bulunur

Türkiye'nin ücra bir köşesinden mailleri gönderen gencin asıl söylemek istediğinin "Eğer cevap yazarsan ölmezsin ya" olduğu ve tehdit oluşturmadığı ortaya çıkar. Ancak şüphenin ardından her zaman bu kadar masum vakalar çıkmayabilir.

Şirketler dışarıya bilgi sızdırılmasını önlemek için çalışanlarını takip ediyor. İş ortaklarını araştırıyor veya satın alacakları şirketin verdiği bilgilerin doğruluğundan emin olmak istiyor. Cengiz Gümüştüs, kendilerine gelen işlerin büyük bölümünün yabancı şirketlerin birleşme ve satın almalar öncesi yaptırdıkları araştırmalar olduğunu söylüyor. M&B Dedektiflik Bürosu'ndan Mehmet Uzuner'e göre de fikri mülkiyet alanındaki işler yani korsan ve taklit mallarla mücadele yoğun çalıştıkları bir diğer alan.

Çalışanların kendileriyle ilgili olarak beyan ettikleri bilgilerin doğruluğunun kontrol edilmesi ve şirket içi soruşturmalar da daha nadir olarak da olsa aldıkları işler arasında. Müşterilerin neredeyse tamamı yabancı sermayeli şirketlerden oluşuyor. Çalıştıkları yerli birkaç şirket de avukatlık büroları. Ancak onlar da yabancı müşterileri adına delil toplanması, araştırma yapılması için başvuruyor. Yabancı ve Türk şirketler operasyonları için bilgi sahibi olmak istediklerinde burada araştırma yaptırıyor. Örneğin Esfor' a başvuran Norveçli bir kömür şirketi, Türkiye'den kendilerine ortak iş yapmayı teklif eden bir şirketin araştırılmasını istemiş. Sonuçta söz konusu şirketin Beşiktaş' ta bir pasajın bodrum katında, küçük bir çay ocağının bitişinde yer alan bir göz bir odadan ibaret olduğu raporu Esfor' dan Norveç'e ulaşınca ortaklık görüşmeleri de sona ermiş.

Bu tip hizmetler veren firmalara başvuran Türk şirketleri daha çok marka taklitçiliği ve kaçakçılık gibi dertlerden mustarip oluyor. Özellikle gıda, bankacılık, tekstil, deniz taşımacılığı, ilaç ve yazılım alanlarındaki firmalar dedektiflerin kapısını daha çok aşındırıyor.

Bu Adam Doğru Mu Söylüyor

YABANCI ŞİRKETLERİN özel dedektiflerden en çok talep ettikleri hizmetlerden biri, işe alım öncesi başvuran kişiyle ilgili araştırma yapılması. Cengiz Gümüştüs, zannedildiği gibi siyah gözlüklü adamların kimsenin peşine düşmediğini söylüyor ve "Adayların bizzat kendilerinin verdiği bilgilerin doğruluğu kontrol ediliyor" diyor. Sahte diploma ve belgelerle yurtdışında iş arayanların sayısı hiç de az değil. Esfor' un New York' tan bir müşterisinin gönderip gerçekten ehliyet olup olmadığını öğrenmek istediği belge, bir SSK kartı çıkmış. Benzer şekilde diplomaların da gerçek olup olmadığına bakılıyor.

Dedektif Mehmet Uzuner de adayların hem özgeçmişlerinin doğruluğuna bakıldığını, hem de özel hayatlarıyla ilgili bilgi alındığını söylüyor. Şirketler araştırılmasını istediği adayın detaylı dosyası hatta bazı durumlarda insan kaynaklarıyla yaptığı görüşmenin video kayıtları dedektife verilebiliyor. Adayın uyuşturucu ve alkol a1ışkanlıkları, alkollü araba kullanıp kullanmadığı gibi noktalar soruşturuluyor. Evliyse sevgilisi olup olmadığı gibi sorulara da yanıt bulunuyor. Dedektif Mehmet Uzuner, "Yabancı firmalar özellikle alkollü araç kullanmayı cinayete teşebbüs etme gibi görüyor ve onları işe almıyor" diyor. Dedektiflik şirketleri ile sürekli sözleşmeleri olan pek çok firma var. Uzuner, şahıslarla ilgili araştırmaların genellikle 15 gün sürdüğünü ve maliyetinin 20 bin YTL' den başladığı bilgisini veriyor.

İzle ama Haneye Tecavüz Etme

ŞİRKETLER AÇISINDAN takipte olmanın pek çok haklı gerekçesi olduğu doğru. Tartışmalarsa bunun sınırları konusunda yoğunlaşıyor. Kim kimi ne kadar izleyebilir? Ne kadarına haklan var? Önemli sorunlardan biri önüne gelenin ben dedektifim demesinin önünde bir engel olmaması. Türkiye'de özel dedektiflikle ilgili bir yasa bulunmuyor. Bu nedenle de bu işi her isteyen, farklı yollarla yapabiliyor. Bu alanda güçlü bir isim olan dünyaca ünlü bir şirket olan Kroll bile kendi çalışanlarını denetlemede sıkıntısı yaşıyor. Sonuçta kuruma bağlı tek bir dedektifin bile onaylanmayan yöntemler kullanması büyük sorunlara yol açabilir.

Bir dedektif görev başında silahla tehdit ya da darp gibi bir suça yeltense, bu kurum imajını zedeliyor. Bu hizmetleri almaya alışık, dedektiflik hizmetinin kurumsallaştığı ülkelerde bunlar tartışılırken Türkiye'de özel dedektifle ilgili bir yasa olmaması ciddi bir açmaz yaratıyor. Gazetelerde takip yapıp telefon da dinleyebileceğini iddia eden kişilerin ilanlarını görebilirsiniz. Söylemeye gerek yok, telefon dinlemek yasal değil. Cengiz Gümüştüs, "Bize gelen uluslararası firmalar kimi zaman böyle şirketlerden bize yönelmiş oluyor. 'Telefonları da dinleriz her şeyi ortaya çıkarız' gibi vaatlerle karşılaştıklarında bunu etik bulmuyor, böyleleriyle çalışmıyorlar" diyor.

Ayrıca kendilerinin şirket içi araştırmalar da zaten mevcut bilgileri incelediklerini buna ek olarak şirket içinde mülakat ve görüşmeler yaparak sonuca ulaştıklarını söylüyor. Ancak şirketler zaten kendilerinde olan kamera, bilgisayar ve kimin santralden hangi numaraları aradığı gibi kayıtlarının incelenmesinden daha fazlası için detektifleri tutuyor olmalı. Gümüştüs bu noktada yasal sınırlar içinde kalındığını tekrar vurguluyor ve şirketlerin kendi içlerindeki soruşturmalar için dışardan tarafsız birilerine ihtiyaç duyabildiklerini söylüyor. Üstelik söz konusu kayıtların taranması da mesai harcanması gereken bir iş. Gene de sektörün tamamının aynı duyarlılığa sahip olduğunu söylemek kolay değil. İsminin arkasında "güvenlik danışmanlığı" olan bine yakın şirket var. Bunların ne kadarının danışmanlık ve araştırma hizmetleri de verdiği ise meçhul

Çalışanın Özeti

ŞİRKETLERİN ÇALIŞANLARININ chat kayıtlarını okuyup, e-maillerinin içeriğini kontrol etmeye hakkı olup olmadığına gelince... Burada çizgi şirketin izlemesini çalışanının bilgisi dahilinde yapması şartıyla belirleniyor. Yani çalışanlar şirket içinde kameralar olduğunu, santralden kimin ne arama yaptığının kontrol edilebildiğini biliyorlarsa şirketin bu kayıtlara başvurmasında bir sakınca var mı? Zaten çalışan özelini ne kadar ofise taşıyabilir. Ya da mesela mesai saatleri içinde porno sitelerde zaman geçirdiği tespit edilmişse (ki bunu tespit etmek çok kolay) mahremiyetinin ihlal edildiğinden söz edebilir mi? Eğer evindeki bilgisayarı taranmış ve özel bazı zevkleri bu yolla tespit edilmişse evet bu çalışanın mahremiyetine tecavüz etmek demek, ama ofis için bunu söylemek zor.

Öte yandan şu da var. Bir genel müdürün bilgisayarında ne yaptığı bu kadar merak edilip peşine düşülmüşse zaten kovmak için bir bahane aranıyor demektir. Bu tür vakalarda çalışanın mahremiyeti de delinerek bazı şeyler bulunmuş, özel görüşmeleri dinlenerek şirketi dolandırdığı tespit edilmişse ve gerçekten ortada bir suç varsa, zaten ortada yüz kızartıcı bir durum olunca genellikle kimse "benim mahremiyetim hiçe sayıldı ama" diye ortaya çıkamıyor. Böyle durumlar şirketin içinde dışarıya yansımadan kalıyor.

Dedektifler tarafından elde edilen telefon dinleme, izleyerek fotoğraflama ya da gizli kamera görüntülerinin delil olarak kabul edilmesi hakimin inisiyatifinde. Şirketler bu bilgiyi postayla geldi diyerek mahkemeye sunuyorlar, bu delil kabul etmek ya da etmemek hakimin kararına bağlı. Bu nedenle de şirketler işi mahkemeye taşımadan kendi kurumlarına da zarar gelmeden kapalı kapılar ardında halletmeyi seviyor. Avukat Oğuz Çetinkaya, "insanların kamuya açık alanlarda izlenmesinde yasal bir engel yok" diyor. Aynı şekilde kişiyle ilgili istihbarat toplanmasında, üçüncü kişilerle görüşerek hakkında soruşturma yapılmasında da bir sorun yok. Ancak lıiç kimsenin telefonunu dinlemek kameraya almak veya kendinden habersiz çekimini yapmak yasal değil. Yasal olarak çerçeve böylece çiziliyor.

Bilgi Sızdırılmasın diye

YASAL ÇERÇEVELER içinde kalacağına güvendiği şirket veya dedektiflerle çalışarak araştırma soruşturma yapılmasının önünde bir engel yok. Şirketlerin buna ihtiyacı da var. Örneğin bilgi güvenliği konusunda büyüklü küçüklü bütün şirketler hassas. İhale öncesi hazırlıklarının dışarı sızmasını kimse istemez. Birçok şirket çalışanlarının e-maillerini bilgi sızdırılmasına engel olmak için tarıyor. Gümüştüs, bazı şirketlerin bu taramayı rutin olarak yaptıklarını söylüyor. Bilgi hırsızlığı seyrek rastlanan bir durum değil. Mehmet Uzuner, M&B Dedektiflik' e bir çalışanından şüphe etmesi üzerine başvuran bir ilaç şirketini örnek veriyor. Dünyanın önde gelen ilaç şirketlerinden biri olan söz konusu müşterilerinin orta düzey çalışanının rakip firmaya bilgi sızdırdığı üç aylık bir izlemenin sonucunda ortaya çıkmış. Dedektif Mehmet Uzuner, "Sonuçta tüm ay, bir saatlik görüşmenin peşinde olunca kişinin rutin hayatı hakkında da bilgi sahibi olunuyor. İlk görüşmeyi kaçırdık Ancak ikinci sefer yakaladık" diye anlatıyor. Bu tür bilgi sızdırmaları milyarlarca doların döndüğü ilaç sektöründe şirketin büyük zararlar etmesi demek. Bilgi güvenliği her zaman çalışanların ihanetiyle zedelenmiyor. Bazen de sadece önemli bilgiler orta yerde unutuluveriyor. Esfor Projeler Direktörü Kürşad Sak, yabancı bir ilaç şirketinin kendilerine üst düzey yöneticilerinin toplantı yaptığı odanın temizlenmesi işini verdiği anlatıyor. Toplantı sonra kimse odaya girmeden, etrafta kalanlar temizlenmiş. Sak "Yöneticilerin unuttuklarından biri bir sonraki yıl gerçekleştirilecek projelerle ilgili bir kitaptı. Kendilerine teslim ettik" diyor.

Toplantı odalarına kayıt cihazları yerleştirilmesi, rakip firmaların çöplerinin karıştırılması olağan vakalar sayılıyor. Değerli bilgilerin alıcı bulduğu ve herkesin yüzde 100 dürüst olduğuna inanılamayacak bir dünyada dedektiflik şirketlerine de her zaman yer olacak. Bu arada ofislerde kameralara oynadığımızı da hatırımızda tutmakta fayda var herhalde.

0 yorum



http://izleniyoruz.net/php/article.php?story=20070315172316595