
José Bové ve Gilles Luneau'nun birlikte hazırladığı
'Sivil İtaatsizliğe Çağrı' adlı kitap, sivil itaatsizliğin dünya
tarihinde geçirdiği aşamaları ve bugünkü önemini anlatıyor. ... 11 Eylül'ün ardından küresel düzlemde de hareketin savaş karşıtlığıyla birleşmesi gibi olumlu momentler oldu ancak artan güvenlik paranoyaları, Batı'da polis devleti uygulamalarının çoğalması ve kamuoyunu manipüle eden Huntingtonvari uygarlıklar çatışması fantezileri doğrudan eylemin elini zayıflattı. Türkiye'de bu süreçte diri kalan sivil itaatsizlik eylemleri olarak da 2003-2006 döneminde 'gelenekselleşen' Militurizm festivalleri, gözetleme kamerası uygulamalarının Türkiye'ye de MOBESE adıyla gelmesiyle 1996'da New York'da kurulan Güvenlik Kamerası Oyuncuları'nın (Surveillance Camera Players) ruhunu 2005'den beri Türkiye'de yaşatan NOBESE eylemleri, gene meydanlarda gerçekleştirilen Bomba Değil Yemek 'ziyafetleri' akla geliyor ...
Süreyyya Evren
22.09.2006
Koşun, 'sivil itaatsizliğe' çağırıyorum
İsrail Lübnan'a girmiş, her şey bir 'ahlaksızlık kuramı' ile meşrulaştırılmış, Türkiye bu işe ortak olmuş, Afganistan'da Taliban'a karşı savaşacak Türkiyeli asker istenmiş, ülke içinde linç siyaseti genişlerken, çok yakında ölümle sonuçlanacak etnik linçlerin görülebilmesi için de idareciler potansiyel linççilere gerekli cesareti vermişler... Bütün bu oylumlu problemlerin ortasında sivil itaatsizliğe yapılmış bir çağrıya neden kulak verelim? José Bové ile Gilles Luneau'nun Sivil İtaatsizliğe Çağrı adlı kitabını elimizde tutarken ilk aklımıza gelecek güncel siyasi endişelerden biri bu olabilir. Mega problem tasvirlerinin yarattığı örtücü küresel atmosferin tersine, Fransa'da bir tarladaki genetiği dönüştürülmüş mısırları söken 'gönüllü orakçılar'ın eylemleriyle açılan bu kitap, doğrudan eylemiyle, minör siyasetiyle ve itaatsizliğiyle bugün bize ne söyleyebilir?
Sivil itaatsizliğin birbirine yakın pek çok tanımı var. Bové-Luneau kendi düşüncelerine referans aldıları ve sivil (yurttaş) itaatsizliğini niteleyen altı ölçütü net olarak ifade ediyorlar. Buna göre, bir eylemin sivil itaatsizlik eylemi sayılabilmesi için kişisel ve sorumluluğu üstlenilen bir eylem olması, çıkar gözetmeyen bir eylem olması, kolektif bir direniş eylemi olması, şiddetsiz bir eylem olması, şeffaf bir eylem olması ve insani ve kurumsal tüm diyalog yolları tükendikten sonra başvurulan nihai bir eylem olması gereklidir ve bu kriterlerin tümü eksiksiz olarak sağlanmalıdır. Başka kaynaklarda da bu tanım kriterlerinin tekrarlandığını görebilir veya tartışmaya açıldıkları nüansları bulabilirsiniz. Vergi ödemeyi reddettiği için cezaevine giren ve öncü makalesiyle alanı modern dünyaya açan Henry David Thoreau'dan bu eylemleri kitlesel mücadelelerle birleştiren Mahatma Gandhi ve Martin Luther King'e, oradan da günümüze 1999 sonrası alternatif küreselleşme hareketlerine ve bu hareketlerin bir parçası olan José Bové ve arkadaşlarına, Arjantin, Kosova, İrlanda, Meksika, Birmanya ve daha birçok yerdeki eylemliliklere uzanan sivil itaatsizlik tarihi Türkçede de çeşitli kaynaklarda bulunabilir durumda ve ayrıca Bové-Luneau'nun eserinde de bir kez daha ve pratiğe önem veren bir perspektiften özetleniyor.
Failleri tedirgin etmek
Türkiye özelinde sivil itaatsizliğin etkin bir siyasi alan açtığı ve belirleyici roller üstlenebildiği dönem 1990'ların ikinci yarısıdır. Yayınlar da bu tarihlemeyle uyumludur; Hayrettin Ökçesiz'in toparlayıcı çalışmaları, Yakup Coşar'ın temel metinlerden derlediği seçki ve seçkisine yazdığı Türkiye'yi de gözeten önsöz, dergilerde çıkan yazılar ve hazırlanan özel dosyalar ve Thoreau'ya ilgideki yenilenme sokakta yaşananlarla paralel gitmiştir. Bu dönemde, çeşitli memur, işçi, öğrenci eylemlerinde, farklı yerlerde gerçekleştirilen siyasi protestolarda sivil itaatsizliğin çerçevesine giren veya yaklaşan taktikler ve performanslar arzuyla benimsendi, uygulandı. Ama en çarpıcısı, sacayağı niteliği taşıyan üç eylemler dizisi oldu: Cumartesi Anneleri, 'Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık' eylemleri ve Bergama köylülerinin siyanürle altın çıkarılmasına karşı direnişleri.
Kaybolan yakınlarının akıbetini sorgulayan ve böylece birilerinin kaybolması/kaybedilmesi olgusunun kendisinin görünmezleştirilmesini önemli ölçüde engelleyen Cumartesi Anneleri eylemleri, baskıyla sona erdirilene kadar en kritik sivil itaatsizlik odaklarından birini oluşturdular. Düzenli ritimleriyle uzun süre hafta sonlarını politize eden Cumartesi Anneleri, Arjantin'in darbede kaybedilen çocuklarını anan Plaza de Mayo anneleriyle irtibatı sürdürerek Türkiye'deki henüz yargılanmamış darbenin faillerini ve mirasçılarını da bir şekilde tedirgin ediyorlardı. 'Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık' eylemleri ise kayıplarla/kaybedilmelerle gene bir şekilde bağlantılıydı. İnsanların kaybedilmesi ve bu kaybetmenin kendisinin de gözden kaybedilmesine uzanan mekanizmalarda bir Susurluk çatlağı açılınca uç veren 'Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık' eylemi her akşam 21:00'de ışıkların bir dakikalığına kapatılmasıyla başladıktan sonra ışıkların açılıp kapatılmasından sesli protestolara evrilmiş, tencere tava gibi ev aletlerinin pencerelerden sarkıtılarak şehirlerin sesine (ve siyasi sessizliğine) müdahale etmesine ve böylece yeniden işlevlendirilmesine imkân vermiş, düdüklere, davullara ve marakaslara kadar her şeyi kullanan tümden şenlikli bir tabanın kendini ifadesi zeminine dönüşmüştü. Pencerelerde, sokaklarda, mahallelerde karşılaşmalarla şehir içi yerelliklerin siyasileşmesine de fırsat tanıyabilmişti. Hatta görsel sanatlar da bu etkiye cevap veriyor, bir yandan sanatçılar Cumartesi Anneleri eylemlerinin sembollerinden Hasan Ocak'ın fotoğraflarının basılı olduğu pullar yaparken bir yandan da bugünkü büyük kurumsal yapılardan ve festivalizmlerden çok farklı olarak o yıllarda doğrudan sivil itaatsizlik eylemlerine yakın duran kaygılarla işler üreten bağımsız sanatçılar ve sanatçı grupları çağdaş sanatın yeni rengini belirliyordu. Galatasaray'da Cumartesi Anneleri eylemleri sürerken iki sokak ötede de işkencenin, milliyetçiliğin, baskı ikonlarının üzerine giden yeni sanatçılar, yeni işler kendi inisiyatifleriyle patlıyordu. Cumartesi Anneleri İstanbul'da gerçekleştirilir, Bir Dakika Karanlık eylemleri pek çok şehre yayılırken, Bergama direnişi doğrudan köyden gelmişti. 'Hopdediks' Bayram Kuzu ile akıllarda kalan Bergama köylüleri hukuk mücadelesini ısrarla sürdürdüler ama her zaman doğrudan eylemi, sivil itaatsizlik eylemlerini gündemlerine ekleyecek şekilde sürdürdüler. Sonra 2000'lere geldiğimizde tüm bu eylemlerde gerileme dönemine girildi. Örneğin Bir Dakika Karanlık eylemleri zaman zaman yeniden canlandırılmaya çalışıldıysa da başarılı olunamadı. Kimileri güçle bastırıldı, kimileri normalleşerek etkisizleşti, veya tavsayanlar, aktörlerine yeterli motivasyonu sağlayamayanlar oldu. Örneğin, Boray Uras'ın trafik yasası için İstanbul'dan Ankara'ya yürüyüşü gibi bireysel bir eylem 2000'lere kalmadan 90'ların ikinci yarısında gerçekleşseydi daha politik bir içerikle daha yaygın ve itaatsiz bir eyleme dönüşebilirdi belki.
Eylemler, sosyal forumlara aktı
Gerçi bu arada 1 Mayıs gibi eylemlerde ve sair protestolarda standart gösterilerin dışına çıkılmasına, karnavalesk öğelere yer verilmesine alışıldı, sol yelpazede ekseriyet homojenlik ve hiyerarşiye bağlılık referanslarında bir beis görmeyen hareketlere ve piramidal kurumsal itirazlara bağlılığını sürdürdüyse de farklılıkların eylem alanlarında birlikte siyasileşmesi fikri eski yabansılığını üzerinden atıp bizden biri oldu. Bugün bir siyasi nümayiş gerçekleşeceği zaman kırmızı kadar pembeye de rastlama ihtimalimiz olduğunu biliyoruz.
Aksilik o ki bizde sivil itaatsizlik kanalının güçsüzleştiği duygusu hâkim olurken dünyada yepyeni bir döneme giriliyordu. Chiapas'lı Zapatistaların düzenledikleri uluslararası buluşmalar Seattle 1999'dan sonra görkemli bir küresel alternatif siyaset atağının müjdecisi oldu. Şehirden şehire akın eden protestocular sadece olumsuzlamaya dayanmadılar, yerelliklerde gerçekleşen bütün itaatsizlik ve alternatif organizasyon eylemlerini desteklediler, bunların bir parçası oldular. Dünya sosyal forumlarına doğru aktı bu eylemler, "başka bir dünya mümkün" sloganının içerdiği 'pek çok evet'i bir arada bulunduran yaklaşım öne çıktı, "biz her yerdeyiz" bir başka karakterize edici slogan oldu. Renkli eylemler, taktiksel hoppalıklar yolu açtı. Gelgelelim 11 Eylül 2001 bu kabarmayı sertçe kesen bir eksen olarak tarihe geçti. 11 Eylül'ün ardından küresel düzlemde de hareketin savaş karşıtlığıyla birleşmesi gibi olumlu momentler oldu ancak artan güvenlik paranoyaları, Batı'da polis devleti uygulamalarının çoğalması ve kamuoyunu manipüle eden Huntingtonvari uygarlıklar çatışması fantezileri doğrudan eylemin elini zayıflattı. Türkiye'de bu süreçte diri kalan sivil itaatsizlik eylemleri olarak da 2003-2006 döneminde 'gelenekselleşen' Militurizm festivalleri, gözetleme kamerası uygulamalarının Türkiye'ye de MOBESE adıyla gelmesiyle 1996'da New York'da kurulan Güvenlik Kamerası Oyuncuları'nın (Surveillance Camera Players) ruhunu 2005'den beri Türkiye'de yaşatan NOBESE eylemleri, gene meydanlarda gerçekleştirilen Bomba Değil Yemek 'ziyafetleri' akla geliyor.
Meydana davet
Yukarıda sivil itaatsizliğin tanımlarını set çekici bir tarzda kurmaktan yana olmadığımı söylemiştim. Sivil itaatsizliği bir form olarak almamak gerek. Siyaseti devlet odaklı siyaset alanından taşırtan, temsili politikaları reddeden, bir yapı veya zümre tarafından temsil edilmeyi beklemeden kendi eylemini bulunduğu yerde koymaya başlayan insanları hedefler sivil itaatsizlik. Komünizm lazımsa onu da biz getiririz resmi mottosunun muhatapları dünyayı dönüştürmeyi de bu işin profesyonellerine devretmeye eğilimli olacaklardı elbet. Bu eğilimi kırmaya yönelik çağrı şiddet tekellerinin dışında olduğu ve dışında kalmayı seçtiği için şiddet kullanmayan ama bu yüzden de pes etmeyen insanı 'göreve çağırır'. Siyaseti bütün hayata yayan bir siyaset anlayışıdır. Şiddet içermeme, alenilik, yasadışının anlamını yeniden belirleme, politik ve hukuki sorumluluğun üstlenilmesi gibi kriterler hep bu ilkelere dayanır. Sivil itaatsizlik çağrısı önemlidir çünkü herkese seslenen bir erklenme çağrısıdır, hem kendi kendini erklendirme hem de yanındaki erklendirme. Amaçlar araçları yıkamaz, temizlemez, ahlaka dayanan karşı çıkış bağımsızca örgütlenir. Sivil itaatsizlik sorumluluğa vurgu yapar. Çarkın dişlisi olan her bir bireyin sorumluluğuna. Siyasi aktivizim için siyasi bir kimliği şart koşmaz, bulunduğun noktadaki siyasi edimi gerektirir sadece.
Bové-Luneau kitabı temelde pratikten pratiğe bir çağrıdır. Bové'nin meşhur McDonalds şubesini demonte etme eyleminden genetiği dönüştürülmüş organizmalara karşı çabalarına uzanan süreçte Fransız köylülerinden dünya köylülerine ve kentlilerine bir çağrı, bir davet. Bu bir karnavala, bir meydana davettir aynı zamanda. Bu çağrı bugün bize ne söyleyebilir sorusunun cevabı da burada: 11 Eylül'den Afganistan-Irak savaşlarına, İspanya ve Londra bombalamalarından Danimarka karikatür krizine ve Papa demeci krizine küresel kültürel kutuplaşmaların keskinleştirilmekte olduğu bir evrede hayatı dönüştürme erkini böyle yaygın biçimde geri almaya yapılmış bir çağrı yatay örgütlenmeye dayanan taze bir sol nefes için hayatidir. Hiçbir şekilde merkeziyetçi olmayan bir sorumluluklar ağını yeniden imler ve elimizi kolumuzu temsili siyasetlere kaptırmamızın karşısında sağlam durur...
Köyleşmiş dünya artık zaten mevcuttur: Seçkinlerin ve devletlerin yeridir burası. Temsilî demokrasi (teoride) kısmen gezegen çapındadır, çünkü egemen devlet yöneticileri, halkları sınırlar içinde tutmakta bu demokrasininin işe yaradığını anlamışlardır. Savaş yoluyla bile olsa (Irak'ta gördüğümüz budur) heryere dayatmak istediklerini söyledikleri model budur; bu demokrasinin korkunç karikatürleriyle (yalnızca birkaç örnek verirsek, Çin ve Singapur'dan Tunus ve Cezayir'e) yerel olarak seve seve uyum içindedirler. Ama işin özü, her yerde tek ve aynı ideolojinin hüküm sürdüğüdür: Serbest mübadele ve serbest mübadelenin karşılaştırmalı üstünlükleri ideolojisi. Bu temel üzerinde, büyüme sayesinde, herkesin kendi evinde daha mutlu olacağı ileri sürülür. Sınırsızca genişleyen refah ideolojisi içinde gelişmek daima daha fazla büyümek gerekir. Büyümeyi engelleyen ya da buna karşı duran kişi, mutluluğu engelleyen tahlikeli biridir ve bu kişininin zarar veremeycek halde kalması sağlanmak istenir. On dokuzuncu yüzyılda nasıl ki din, Marx'a göre, halkın afyonuysa, bu yeni refah dini de tehlikeli bir hal almıştır, çünkü itaatkâr çocuklara yeryüzü cenneti vaat edilmektir.
Hepimiz bu ortak modelin içindeyiz ve yeni hukuk metinleri buna uyum sağlamaktadır. Bu metinler ideolojik birliği, a posteriori tamamlamaktadır. Güvenlikçi fikir, serbest mübadele fikriyle paralel yol almıştır. Serbest mübadelenin işlemesi için, dünya çapında bir yüksek güvenlik sistemi gerekmektedir.
Sivil İtaatsizliğe Çağrı'dan
Sivil itaatsizlik kitaplığı
# SİVİL İTAATSİZLİĞE ÇAĞRI
José Bové, Gilles Luneau, çeviren: Işık Ergüden, İletişim Yayınları, 2006.
# SİVİL İTAATSİZLİK
Kamu Vicdanına Çağrı
derleyen: Yakup Coşar, Ayrıntı Yayınları, 1997.
# DOĞAL YAŞAM VE BAŞKALDIRI
Sivil İtaatsizlik Makalesi ve Wolden Gölü, Henry David Thoreau, çeviren: Seda Çitçi, Kaknüs Yayınları, 2001.
# SİVİL İTAATSİZLİK
Hayrettin Ökçesiz, Afa Yayınları, 1994.
# İSLAM SİYASET FELSEFESİNDE SİVİL İTAATSİZLİK
Mevlüt Uyanık, Kaknüs Yayınları, 2001.
# SİVİL İTAATSİZLİK
Jürgen Habermas, çeviren: Hayrettin Ökçesiz, Afa Yayınları, 1995.
# HAKSIZ YÖNETİME KARŞI
H. D. Thoreau, çeviren: Vedat Günyol, 1963.
# EFENDİLİĞİN REDDİ
Mahatma Gandhi, Martin Luther King ve Doğrudan Eylem, Tarık Aygün, Om Yayınları, 2001.
# SİVİL İTAATSİZLİK VE PASİF DİRENİŞ
Thoreau&Gandhi, çeviren: C. Hakan Arslan, Fatma Ünsal, Vadi Yayınları, 1997.
# DEMOKRASİ YOLUNDA SİVİL İTAATSİZLİK
A. Dursun Yıldız, Hasat Yayınları, 2001.
# SİVİL İTAATSİZLİK
Hazırlayan: Hayrettin Ökçesiz, Demokrasi Kitaplığı, 1999.
# SİVİL İTAATSİZLİK
Şükrü Nişancı, Okumuş Adam Yayınları, 2003.
Radikal Kitap
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=5599

