Bilimkurgu romanları ve küresel Panoptikon

Wednesday, February 15 2006 @ 05:20 PM GMT

Ekleyen: hakan

Orwell'ın '1984'ü ve Zamyatin'in 'Biz'i gibi romanların öngördüklerinin özellikle bilişim teknolojilerindeki ilerlemelerle daha da potansiyel tehditlere dönüştüğü söylenebilir. Gen teknolojisindeki gelişmeler de, Huxley'in 'CesurYeni Dünya'sında ele alınan tehlikeyi mümkün kılmaktadır.

H. Bahadır Akın
Selçuk Üniversitesi Karaman İİBF

Sunuş
Bu yazı daha önce, I. Ulusal Bilgi, Ekonomi ve Yönetim Kongresi'nde (Mayıs 2002, Kocaeli) 'Bilimkurgu Romanları ve Geleceğin Toplumu Yeni Ekonomi ve Toplumsal Endişeler Üzerine Bir Değerlendirme' başlığıyla sunulan metnin genişletilmiş ve güncelleştirilmiş halidir.

İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra, özellikle 1950'lerin başlarında ticari olarak alınıp satılmaya başlanan bilgisayarların yine bu dönemlerde hızla gelişen iletişim teknolojileriyle bütünleşme eğilimine girmesi, finansal anlamda gelişmeye başlayan küreselleşmeyi tetiklemiştir. Bu süreçte 1960'lı yıllarda ilk defa bilgisayarlar birbirine bağlanmış, askeri bir proje olarak başlatılan internet 1990'ların başında İsviçre CERN Laboratuvarı'nda geliştirilen web teknolojisi sayesinde kitlelere ulaşarak yaygınlaşmıştır. 1980'ler boyunca önceleri kuruluşlarda genel kullanım alanı olan bilgisayarlar, bireysel kullanıcıların hizmetinde masa üstüne inmiş, ses-görüntü işleme ve iletim yöntemlerindeki gelişmeler, yapay zekâ çalışmaları hızlanmıştır. Gittikçe güçlenen işlemciler, ucuzlayan bilgisayar yazılım ve donanımı, artan kablosuz iletişim kullanımı, yeni binyıla girerken bilişim teknolojilerinin gündelik hayatın her alanına nüfuz etmesine neden olmuştur.

Madalyonun bir tarafında hızlanan iletişim, karar süreçlerine elektronik ortamlarda dahi olsa bireylerin katılım imkânı, iş dünyasında veri yönetiminin kritik kararlarda etkin bir şekilde kullanımı gibi olumlu manzaralar ortaya çıkmıştır. Bilişim teknolojileri ve özelde internet kimsenin inkâr edemeyeceği, emsali görülmemiş bir devrim olarak akademik ve popüler camialarda son yılların gözde konusu haline gelmiştir. Madalyonun diğer yanında ise, daha önce bazı bilimkurgu kitapları ve fütüristlerin yazılarında geleceğe dair yansıtılan olumsuz beklentilerin bilişim teknolojileri açısından değerlendirilmesi yer almaktadır. Genelde toz pembe kısmı kamuoyunu daha fazla meşgul eden söz konusu gelişmelerin arka yüzünde, bilgisayar teknolojisinin nimetlerinden faydalanması kısa vadede imkânsız görünen yığınlar, eskiden beri iktidarların arzu edip bir türlü istedikleri kıvamda başaramadıkları tüm toplumu kolayca denetleme arzusunun gerçekleşme imkânı ile çeşitli ahlaki ve hukuki sorunlar yer almaktadır. Bu çalışma, ağırlıklı olarak bu endişelere gözetim kavramı çerçevesinde bakmayı amaçlamaktadır.

Denetim ve teknoloji
Yeni teknolojilerin beraberinde getirdiği sorunların biri, bilgisayarlar aracılığıyla toplumun daha sıkı bir denetim altına alınmasıdır. Bilişim teknolojisindeki gelişmeler özerk, özgün ve farklı kültürel oluşumlara imkân vermemekte, aksine dünya çapında egemen, başat ve tek bir kültürün oluşumuna katkıda bulunmaktadır. Bunun tipik örnekleri, dünyanın hemen her ülkesinde görülebilecek olan televizyon ve video setleri, standartlaştırılmış film ve programlar ile evrensel bir dil kullanan bilgisayarlardır. Bilişim teknolojileri, kültür hizmetlerinin niteliğini tanımlayan ve üreten tekelleşmiş -tek merkezden yönlendirilen- bir kültür ve eğlence pazarının doğmasına yol açmaktadır. Bu olgu, insanların özgün kültürel çevreleriyle bağlantılarını sağlayan ve kültürel gelişmelerin özünü teşkil eden mekanizmaların hızla yok olması anlamına gelmektedir. Bu görüşe göre, bilgi toplumu 'efsanesi' bilişim devrimini başlatan ve yönetenlerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Söz konusu kesimler yönetici elit, askerler ve uluslararası endüstri kuruluşlarındaki toplumun en güçlü kesimleridir. Geniş kitleler için bilişim teknolojilerinin ve bilgi toplumunun önemli bir vaadi bulunmamaktadır (1). Bu insanlar bilgi toplumunda 'bilgisayar kontrollü kaybedenler' olarak kalmaya devam edeceklerdir. (Hamelink, 1991, s.21). Nitekim, gizli servislerin normal görünümlü bilgisayar programlarını nasıl birer Truva atı olarak kullandıkları ve bu çerçevede gelişen olaylar, terörist veya kötü niyetli devlet memurlarının söz konusu teknolojiler aracılığıyla toplumu yönlendirmeye çalışması, pek çok roman, film ve belgesele konu olmuştur (2). Gözetim, özel hayatın korunması ve bu konudaki endişelerin daha da netleşmesi için bazı kavramların üzerinde durmak gerekiyor.

Gözetim ve özel hayat
David Lyon (1997, s.30) yeni gelişen bilişim teknolojileri ışığında modernitenin sosyolojik açıdan merkezi özelliği olan gözetim ve özel hayat kavramlarını inceler. Klasik biçimiyle özel hayat 'bireyin yalnız bırakılma hakkı' olarak tanımlanabilir. Günümüzde birçok kurum evin en gizli hallerini bile izleyebilecek duruma gelmiştir. Transistörün icat edildiği 1948 yılında Birleşmiş Milletler, 'hiç kimsenin özel hayatında, evinde veya haberleşmelerinde keyfi müdahaleye maruz bırakılamayacağı'nı insan hakkı olarak ilan etmiştir. Buradaki keyfi kelimesinin yasal ile karşıtlık kurmayı amaçladığı açıktır; ancak bu noktada sınırlar nasıl belirlenecektir? Müdahale tam anlamıyla nedir? Teknolojik gelişmeler gerçekte kimi tehdit ediyor? Viktorya Dönemi'nde korkulan şey, kamunun politikacılar veya zenginler gibi seçkin insanların özel hayatlarına yakışıksız biçimde girebilmesiydi. Ancak elektronik gözetimle birlikte denge tersine dönmüştür. Yaygın ve güçlü kurumlardan kaynaklanan bir riskin altında olan sıradan vatandaşların hayatıdır. Gerçekten de bilgisayarların eşleştirme ve ilişkilendirme gücü yoksullar, savunmasızlar ve azınlıkların büyük bürokratik güçler karşısında belirgin şekilde olumsuz bir konuma yerleşmelerine sebep olmaktadır.

Huxley (2001, s.33), modern teknolojilerin toplum üzerindeki etkileri ile ilgili olarak şunları belirtir: 'Öyleyse modern teknolojinin bizi ekonomik ve politik iktidarın tek elde toplanmasına ve (totaliter devletlerde insafsızca, demokrasilerde kibarca ve çaktırmadan) Büyük İş ve Büyük Hükümet tarafından yönetilen bir toplumun gelişmesine götürdüğünü görüyoruz. Ama toplumlar bireylerden oluşur ve ancak bireylere gizilgüçlerini fark etmekte ve mutlu, verimli bir hayat sürmekte yardımcı oldukları sürece iyidirler. Bireyler, son yılların teknolojik ilerlemelerinden nasıl etkilenmiştir? İşte bu soruya bir filozof psikiyatr Dr. Erich Fromm tarafından verilen yanıt: 'Bugünkü Batı toplumumuz maddi, entelektüel ve politik ilerlemesine rağmen, gitgide zihin sağlığından uzaklaşıyor ve bireydeki iç güvenliği, mutluluğu, aklı ve sevme kapasitesini baltalamaya yöneliyor; bireyi insanlık başarısızlığının bedelini, gitgide artan zihinsel hastalıkla iş ve sözde hazza yönelik delice bir dürtünün altına gizlenmiş umutsuzlukla ödeyen bir otomata çevirmeye yöneliyor.''
Modern olarak adlandırılan toplumların özelliği, beraberinde güçlü bir gözetim boyutu getiren kapitalist ekonomik sistemdir. Aslında 16. yüzyıldan itibaren eğitim kurumlarında görülen yenilik 'gözetim' ve buna bağlı olarak gelişen disiplin anlayışıdır. Ordular, hapishaneler, okullar ve atölyelerdeki yöntemlerin amacı, uslu, itaatli ve imanlı öğrenciler, erler ve işçiler yetiştirmekti (Bumin, 1998, s.22-23).

Karl Marx'a göre gözetim, işletmede ve kapitalist sistemde emek ve sermaye arasındaki mücadeleler içinde yer alıyordu. Daha önce işçileri koordineli olarak çalıştırabilmek için kullanılan araçlar zorlama içerirken; kapitalizm altında emek artık zorlanmıyor, biçimsel olarak işçi özgür hale geliyordu. Ancak işçiler üzerinde denetimin sürdürülebilmesi de gerekliydi. Bu nedenle işçileri gözetlemek ve disiplin altına alınmış bir güç olarak boyun eğmelerini sağlamak üzere günümüzde 'yönetim' olarak bilinen kavram gelişmiştir (Lyon, 1998, s.43). Gözetimle ilgili ilk dönem analizcileri içinde en ünlüsü olan Max Weber ise kapitalist işletmede gözetimin rolünü kabul ederken, gözetimin sınıf ilişkileri bağlamıyla sınırlandırılmasını reddederek, bürokrasi ile sınırlı olduğunu öne sürmüştür. Weber'e göre kapitalist işletmeler bürokrasinin bir türünden başka bir şey değildir; rasyonel yönetim, bilgi ve disiplinin kaynaşmasından ibarettir.

M. Foucault ise çalışmalarında bürokrasinin ötesini göstermektedir. Ona göre gözetim sadece örgütlerde değil tüm toplumdaki daha geniş bir disiplin bağlamında ele alınmalıdır. Gerçekten Foucault'dan beri gözetim sosyal analizde merkezi bir konuma yerleşmiştir. Foucault'ya göre modern toplumun kendisi 'disipliner' bir toplumdur. Bu toplumda iktidar teknikleri ve stratejileri daima varolmuştur. Bu teknikler başlangıçta ordular, hapishaneler, fabrikalar gibi belirli kurumlar için gelişseler de, etkileri sosyal hayatın dokusuna nüfuz etmiştir. Modern toplumlarda insanlar, toplumsal normlara boyun eğmeleri için giderek daha fazla gözetlenirler, faaliyetleri belgelenir ve sınıflandırılır (Lyon, 1998, s.44).

Bu noktada İngiliz düşünür ve sosyal reformcu Jeremy Bentham'ın 1791 yılında yayımladığı Panoptikon hapishane planı üzerinde kısaca durmakta yarar var. Panoptikon, merkezinde bir denetleme mekânı, çevrede de hücreler bulunan yarım daire biçimli bir binaydı. Özgün planda tek tek hücrelerde kalan mahkûmlar, gardiyanların veya 'denetçilerin' gözlemesine açıktı, fakat gözlenenlerin kendilerini gözleyenleri görebilmesi imkânsızdı. Dikkatle ayarlanmış bir aydınlanma sistemi ve ahşap storların kullanımıyla, içerdekiler görevlileri göremeyecekti. Denetim, mahkûmların görünmeyen gözler tarafından gözetlenmesi anlamında sürdürülmeliydi. Saklanacak hiçbir yer yoktu, özel olan hiçbir yer yoktu. İzlenip izlenmediğini bilmeyen, ama orada izlemek için birilerinin bulunduğunu varsaymak durumunda olan mahkûmun tek mantıklı seçeneği itaat etmekti. Bu nedenle Bentham Yunanca'ya dayanan yeni bir sözcük üretti: Panoptikon veya 'göz önündeki yer' (Foucault, 2000, s.289 vd, Lyon, 1997, s.93)

Yeni teknolojik gelişmeler ise iktidarların eline bu konuda önemli bir güç vermektedir. Bilişim teknolojileri aracılığıyla gözetimin sağlanmasıyla ilgili olarak yazılan ilgi çekici romanlardan biri ünlü yazar Robert Ludlum'a ait. Prometheus'un İhaneti adlı kitabında, bireylerin mahremiyet haklarına daha fazla müdahale edebilmek için büyük bir bilgi ve iletişim teknolojisi şirketi liderliğinde dünya çapında bir örgüt kurulması ve bu örgüte karşı mücadele eden bir gizli servis ajanının hikâyesi anlatılır (3). Kitabın sonlarında ajan Bryson ile örgüt lideri Manning arasında şöyle bir diyalog geçer (Ludlum, 2001, s.465 vd.):

''...Hayır', dedi Bryson mermer girintiye biraz daha yaklaşarak. 'Doğu Almanlar'ın teknolojisi tam anlamıyla Demir Çağıydı değil mi? Hayır sizin süper bilgisayarlarınız ve minyatür fiber optik lensleriniz var. Herkesi mikroskop altına alabilirsiniz. Sen ve o salondaki herkes ... hepsi senin kabusa benzeyen hayalini yutmuş görünüyor. Gözetim ve emniyet anlaşması Big Brother'ı iyi gösterecek global bir gözetleme sistemi için yalnızca bir paravan, öyle değil mi?

''Hadi Bay Bryson... Sen kabul etsen de etmesen de ahlak prensibi her zaman hakkımızda bilinen şeylerle bağlantılıdır. Her şeyi gören göze. İyi davranış şeffaftır. Her şey görünür olduğunda suç ortadan kalkar. Terörizm geçmişte kalır. Tecavüz, cinayet, çocuk tacizi, hepsi yok olur. Toplu cinayetler-savaşlar yok olur. Her adamın, kadının ve çocuğun pençesinde kıvrandığı korku, evden çıkma, şehirlerimizde dolaşma güçsüzlüğümüz de ortadan kalkar, hayatlarımızı istediğimiz gibi korkusuzca yaşarız'.

''Peki kim seyredecek?'

''Bilgisayar. Dünya çapında bilgisayar sistemi olacak. Böyle bir şey daha önce hiç olmadı'.

''Ve bütün bunların ortasında despot röntgenci Greg Manning''.

Mahremiyet ve özgürlük kavramlarının tartışmasıyla devam eden bu diyalogda öne çıkarılan, bilişim teknolojileri aracılığıyla tüm dünyayı gözetim altına alma ve insanların sürekli gözetim altında bulundukları düşüncesiyle yanlış (!) işler yapmaktan kaçınacakları anlayışıdır. Bu da Bentham'ın Panoptikon fikrinin günümüzde sadece hapishanelerde değil, bilişim teknolojileri aracılığıyla tüm dünya genelinde uygulanabilirliği ihtimalinin arttığını göstermektedir.

Burada önemli noktalardan biri, devletin müdahale alanını vatandaşların özel hayatları aleyhine geliştirme arzusudur. Bu amaçla çeşitli dönemlerde muhtelif bahanelerin (komünizm, irtica vs. tehditleri gibi) kullanıldığını biliyoruz. Günümüzde ise yaygın terör endişesi gözetimin meşruluğu için bir bahane olarak ileri sürülmektedir.

Wilhelm von Humbolt Devlet Faaliyetinin Sınırları adlı eserinde toplumsal düzenin sürdürülebilmesi için temel sorunu şöyle ortaya koymuştu (Hardin, 2004: 77): 'Hükümet, hem toplumsal güvenliği sağlamak hem de fertlerin kendi kapasitelerini geliştirecek sınırsız fırsatlar anlamındaki bireysel özgürlüğü zedelemeden nasıl oluşturulacaktır?'.

Bu temel soru çerçevesinde bireylerin haklarını koruma ve genel güvenliği sağlama temelinde şekillenecek devlet yapıları, özellikle terör olayları bahane edilerek özel hayatı ihlal eder hale dönüşebilmektedir. Nitekim, 11 Eylül 2002 tarihinde ABD'de gerçekleşen terör olaylarından sonra telefon dinleme ve diğer bilişim teknolojisi araçlarıyla izlemenin serbest bırakılması ya da en azından yasal sürecin kolaylaştırılması yönünde taleplerin daha açık olarak ifade edildiği hatırlanacaktır (4). 11 Eylül sonrası oluşan gözetim toplumu ile ilgili bir değerlendirme yapan Penenberg (2001) bir senatörün ağzından 'savaş halinde sivil hakların farklı değerlendirilebileceği' ve 'bu olayın özgürlük ve güvenlik dengesini etkileyeceği' ifadelerini aktarmaktadır.

Bilişim teknolojileri ve internetle ilgili bu tür karamsar bakışların aksine, gelişen bilgi iletişim teknolojilerinin tam ters bir etki yapacağı kanaati de aslında oldukça yaygındır. Örneğin, Lester Thurow; gözetim ve denetim kapsamında, modern haberleşme teknolojilerinin düşünce üzerinde bir baskı uygulamaya yol açacağı endişelerinin tam tersinin gerçekleşmekte olduğunu vurgulamaktadır. Modern elektronik teknolojileri radikal bir bireyciliği özendirirken, ulusal liderler kitle kültürünü kontrol edeceğine, kitle kültürü ulusal liderleri kontrol etmektedir. Elektronik medya değerleri değiştirirken, değerler de toplumun doğasını değiştirmektedirler. Kablolu köyde, dünya kaçınılmaz bir şekilde temsili demokrasiler yerine daha doğrudan bir biçimde yönetilecektir (Thurow, 1997, s.73).

Elbette, bilişim teknolojileri, küreselleşme ve yeni toplumsal konulardaki yoğun tartışmalar daha uzun süre, üstelik bugün belki hiç gündemde olmayan yeni boyutlar kazanarak sürecektir. Boris Frankel'in (1991, s.16) belirttiği gibi, 'daha çok son on-yirmi yılda ortaya çıkan ve toplumsal ilişkilerin ve kuramların özgürleşmesinin potansiyel olasılığını müjdeleyen çeşitli sanayi sonrası düşünce okulları' üzerinde yoğunlaşmak, 'bu literatürün önemli ölçüde burjuva ideolojisi ve ütopyacılığı desteklediği' düşünülse bile, 'beraberinde getirdiği mesleki değişiklikler ve sosyopolitik ilişkiler bütünündeki genel kaymaları yaratan yeni teknolojideki önemli değişikliklere' gözlerin kapanması için bir gerekçe olmamalıdır.


Bilimkurgu ve geleceğin toplumu
Gözetim, yeni teknolojiler ve gelecekle ilgili endişe ve beklentiler birçok bilimkurgu eserinde ele alınır. Batur (1998, s.11) bilimkurgu konusunda şunları belirtmektedir: Bilimkurgu, bilinçaltı korkularına seslenir. İnsanın bilinçaltı korkuları bireye ya toplum tarafından kazandırılır ya da insan olmanın, yaşıyor olmanın getirdiği birtakım korkuları içerir. Ölüm korkusu, bilinmeyenden korkma, insanın kendi bilinç düzeyinin oluşturduğu korkular arasındadır. Ancak yanı sıra gelecek korkusu, savaş korkusu, yabancıların istilasından korkma, teknolojinin denetimsiz bilim insanlarının kullanımı sonucunda insan yaşamını olumsuz yönde etkilemesi ve yine teknolojinin karanlık bir gelecek yaratacağına ilişkin şüpheler gibi birçok korku ise toplum ya da sistem tarafından yaratılan korkular arasındadır. Çünkü iktidarların toplumu gelecek kaygısı içine iterek manipüle etmesi daha kolaydır. Dolayısıyla sistemin yarattığı korkuların şiddeti daha baskındır.

Günümüzde bilgi toplumu kavramı tartışılırken ilk akla gelen eser George Orwell'in ünlü 1984 isimli kitabıdır. Bunun yanında Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya ve Yevgeni Zamyatin'in Biz adlı kitapları da, 50-60 yıl önceden geleceğe dönük tahminleri içermeleri açısından değerlendirilmelidir. Bu arada ülkemizde yaygın bilinmemekle beraber, yaşayan en ünlü bilim kurgu yazarlarından Stanislaw Lem'in (5) Yıldızlardan Dönüş ve Gelecekbilim Kongresi adlı romanları geleceğin toplumu üzerine ilginç mesajlar içermektedir (Akın, 2001, s.25).

Cesur Yeni Dünya
Erich Fromm, George Orwell'in meşhur kitabına yazdığı sonsözde şunları belirtir (Orwell, 1962, s.260-261): '1984 ve Biz, Cesur Yeni Dünya'dan daha fazla ortak noktaya sahiptir. Her iki eserde insanın kişiliğinden uzaklaştırıldığı tamamen bürokratikleşmiş bir toplum ele alınmaktadır. Bu toplumlarda yer yer fiziki baskıya da varan ideolojik ve psikolojik bir yönlendirme söz konusudur. Huxley'in çalışmasında ise insanın bir tür makineye dönüştürülmeye çalışılması ele alınır. Genel kabule göre, Zamyatin ve Orwell'in örnekleri daha ziyade Stalinist ve Nazist diktatörlükleri, Huxley'in Cesur Yeni Dünyası ise sanayileşen Batı dünyasındaki gelişmelerin sonucunu temsil etmektedir.'

Nitekim Cesur Yeni Dünya'da tarihler Ford'a endekslenmiştir. Ünlü otomotiv üreticisi Ford, kitapta yeni dünyanın Tanrısı olarak görülmektedir (6). İnsanlar T işareti yapmakta, ilahiler söylemektedirler. Mesela dayanışma ilahisinin sözleri şöyledir: 'Fordum, on ikiyiz biz bizi bir eyle, Sosyal Nehir'deki damlalar misali, Ah, güç ver bize koşalım birlikte, Parlak Dört tekerin gibi çevikçe' (Huxley, 2000, s.117).

Cesur Yeni Dünya, kitaba bir sonsöz yazan David Bradshaw'ın da belirttiği gibi 'şirket-devletin doğasındaki totaliter tehlikelerin bir geleceğe yansıtımı olarak okunabileceği gibi Amerikan öcüsüne dair bir hiciv olarak da alınabilir' (Huxley, 2000, s.117).

1984 ile Cesur Yeni Dünya'yı kıyaslayan Huxley'e (2001, s.12 vd.) göre, 1984 Stalinizm'i kapsayan bir şimdi ile Nazizm'in gelişmesine tanık olan bir yakın geçmişin büyütülmüş bir gelecek yansıtımıdır: 'Cesur Yeni Dünya, Hitler Almanya'da iktidarın en üst basamağına çıkmadan, Rus zorbası yürüyüşüne başlamadan önce yazılmıştı. 1931'de sistemli terörizm 1948'de dönüştüğü çağdaş saplantısal olgu değildi henüz; benim hayali dünyamın gelecekteki diktatörlüğü de Orwell'in çok başarılı bir şekilde betimlediği gelecekteki diktatörlükten çok daha az acımasızdı. 1948 bağlamında 1984 korkutucu derecede inandırıcıydı. Fakat en nihayetinde zorbalar ölümlüdür ve koşullar değişir. Rusya'daki son gelişmeler, bilim ve teknolojideki son gelişmeler Orwell'in kitabını gerçeğe olan korkunç benzerliğinin bir kısmından mahrum etti. Elbette ki bir nükleer savaş herkesin tahminlerini altüst edecektir. Fakat bir an için Büyük Güçlerin bizi bir şekilde yok etmekten kaçınacaklarını kabul edersek diyebiliriz ki zarlar şu anda 1984 gibi bir şeyden çok Cesur Yeni Dünya gibi bir şeyin lehindedir'.

Nitekim, son senelerde sıkça söz edildiğini işittiğimiz Genom Projesi ve gen teknolojileriyle ilgili araştırmaların şimdilik elde edilen sonuçları bile inanılması güç sonuçlar ortaya koymaktadır. Toplumu kontrol eğilimlerinin yanı sıra bu tür teknolojilerin de gelişmesi gözetim ve özel hayat açısından çok daha zorlu bir dönemin bizi beklediğine işaret etmektedir (7).

Biz
Yevgeni Ivanoviç Zamyatin, Biz'de, insanların doğal taleplerini yok etmek için uygulanan beyin operasyonlarından söz ederken, Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sında çeşitli ilaçlar ve yapay biyolojik seçim yöntemleri uygulanmaktadır. Orwell ise 1984'te sınırsız baskı ve beyin yıkamayı öne çıkarır (Orwell, 1962, s.260-261). 1984'te yapıldığı gibi (Orwell, 1984, s.120), Biz (Zamyatin, 1988, s.34) de devletin denetiminden kurtulmak isteyenlere bakışını paralel olarak ortaya koyar. '... Güvenilir kaynaklardan öğrendiğimize göre, iyiliksever devletimizin denetiminden kurtulmayı amaçlayan özgürlük yanlısı bir gizli örgütün varlığına ilişkin ipuçları ele geçirilmiştir...'

Toplumun tekdüzeliği ile ilgili olarak Biz'de şu ifadeler yer alır (1988, s.30): '...'Evet, kesinlikle' diye sözümü kesti. Orijinal olmak, diğerlerinden farklı olmak, dolayısıyla da eşitliği bozmaktır. Eskilerin küçümsediği sıradan olmak bugün bizim görevimiz...' Zamyatin çalışan insanları şöyle tasvir eder (1988, s.63): '...Her şey bir bütündü. İnsanlaştırılmış makineler ve bir makine gibi kusursuz insanlar. Ender rastlanabilecek bir güzellik, müzik, armoni...' Biz'in kahramanı D-503 kitabın sonunda şunları düşünür: '...Bir annem olsaydı eski insanlar gibi: Kendi annem, evet, kesinlikle kendi annem. Ve ben İntegral'in yapımcısı D-503 gibi bir sayı değil, tek devletin bir molekülü değil, sadece sıradan bir insan...olsaydım...'

Biz romanına yazdığı önsözde Bülent Somay şu noktalara dikkat çeker (Somay, 1988, s.5-12): 'George Orwell'dan çok önce 1920 yılında Biz (Mıy) romanı yazıldığında, henüz ortalıkta ne Stalin, ne Moskova mahkemeleri ve ne de İspanya iç savaşı vardı. 1984 yazılırken yaşanmış olan karabasanlar, Biz romanında önceden öngörülmüş ve eleştirilmiştir. Dolayısıyla konularının ve kişilerinin son derece yakın olması sebebiyle Orwell'in eserinin büyük ölçüde Zamyatin'den esinlendiği düşünülebilir. Ancak, 1984'te kurutuluşu gerçekleştirecek bir güç yoktur. Winston yenilmiştir ve tek amaçları iktidar olmak için iktidar olan zalimler insanlığı çiğnemeye devam etmektedirler. Oysa Biz'de, 1984'ün 'Ağabeyinin' yerindeki 'Velinimetin' her defasında yeniden oybirliğiyle seçildiği 'Oybirliği gününe' hayır diyen kararlı bir azınlık vardır. Cesur Yeni Dünya'da Huxley'in de Zamyatin'den etkilendiğini ileri sürenler olsa da, bu iki kitap arasında birer anti-ütopya olmaları dışında benzerlik bulunmamaktadır'.

1984
Kitle iletişim araçları ve teknoloji aracılığıyla yönlendirme olgusu, özellikle bilgi çağının temelini oluşturan bilişim teknolojileri göz önüne alındığında çeşitli düşünürler tarafından ihtiyatla karşılanmıştır (Avcı, 1990, s.132-133). 1984, totaliter yapıdaki liderlerin teknoloji yardımıyla dünyayı kontrol edebilecekleri bir yapıya dönüştürmeleri temasını işler.(Batur, 1998, s.12) Orwell, devletin her şeyi denetim altında tuttuğu, en küçük bir aykırılığa ve bireyselliğe izin vermediği, resmi ideolojinin bütün tarih ve dili kendine göre kurguladığı bir toplum ütopyasından bahseder. Romanda, insanları sürekli gözetleyip baskı ve denetim altında tutan 'Ağabey' adında bir merkezi güç bulunmaktadır. Romanda sürekli denetimin sağlanmasında aracı olan 'tele ekran' adlı bir teknoloji de bulunmaktadır. Hatıra defterine farkına varmadan 'Kahrolsun Ağabey' yazan Winston, yazmış olduklarını yırtıp bu işten tamamen vazgeçmeyi düşünür, ancak bu artık imkânsızdır (1984, s.22-23): '...hiç fark etmezdi. Düşünce Polisi nasıl olsa yakalayacaktı onu. Çünkü bütün diğer suçları da içine alan en büyük cürümü işlemişti; 'düşünme suçu' dedikleri şeyi'.

Orwell sistemin ideal adamı Tom Parsons ve ailesini şöyle tanımlar (1984, s.26-29): '...Şişmanca, fakat çevik bir adamdı. Son derece aptal, bön, işlerin iç yüzünü katiyen merak etmeyen ve Partiye düşünce polisinden bile daha fazla dayanak teşkil eden sadık kölelerden biri... Bu çocuklar kadıncağıza hayatı zehir ediyor olmalılar, diye düşündü Winston. Birkaç yıl sonra da inançsızlık belirtileri yakalamak için annelerini gece gündüz gözetlemeye başlayacaklardı....'

Bu arada, toplumsal hafızaya sistematik bir şekilde müdahale yapılmaktadır (1984, s.37): '... Hem ondan başka herkes Partinin yalanlarını kabul ettikten ve bütün kayıtlar da aynı şeyi doğruladıktan sonra yalan tarihe geçiyor ve 'gerçek' haline gelmiyor muydu? Parti sloganı 'geçmişe hükmeden geleceğe de hükmeder; bugüne hükmeden geçmişe de hükmeder' diyordu. Ama buna rağmen geçmiş hiçbir zaman değişikliğe uğramış değildi. Çünkü bugün doğru olan her zaman için doğruydu zaten. Çok basitti bu: Bütün gereken hafızaya hâkim olmaktan ibaretti. Buna 'gerçeğe hükmetme' deniyordu...' Nitekim Winston da çeşitli zamanlarda istatistikler başkanın yaptığı konuşmaları 'düzeltme' ile ilgili bir görevde bulunmaktadır (1984, s.41).

Orwell'in kendi deneyim ve gözlemleri ağırlıklı olarak Stalin Dönemi Sovyetler Birliği ve Mussolini İtalya'sına aittir. 1984'ü yazarken sadece bu totaliter rejimleri öne çıkardığı düşünülebilirse de, Hayvan Çiftliği (Orwell, 2004) gibi benzer bir konuyu ele aldığı romanı da dikkate alındığında, kendisinin kapsamı daha geniş tutmayı düşündüğü kuvvetle muhtemeldir. Demokratik ve liberter bir sosyalist olarak Orwell kapitalist toplumlar içindeki belirli otoriter eğilimlerin farkındaydı. Öngörememiş olduğu şey, demokratik süreçler hâlâ yerinde dururken yeni teknolojilerin sonunda totalitarizme yönelme eğilimindeki gözetime izin verebileceğiydi. Yani kadife eldiven her zaman demir yumruğu saklayabilirdi. Orwell'in zamanından bu yana elektronik teknolojilerin dikkate değer ölçüde artması, Orwell'in yaklaşımının biraz güncelleştirilmeye ihtiyacı olduğu anlamına gelir, ama onu geçersiz kılmaz (Lyon, 1997, s.91).

Gelecekbilim Kongresi
Ünlü Polonyalı yazar Stanislaw Lem'in geleceğin toplumu ile ilgili kitaplarından ikisi Yıldızlardan Dönüş ve Gelecekbilim Kongresi'dir. Gelecekbilim Kongresi Lem'in kahramanlarından astronot Ijon Tichy'nin olağanüstü maceralarından biridir. Lem bu romanda Tichy'nin bir uzay yolculuğu dönüşü katıldığı Gelecekbilim Kongresi'ndeki tuhaf olaylar çerçevesinde geleceğin dünyası üzerine ilginç noktalara değinir. Kitabın ilk bölümleri kongrenin gerçekleştiği bina çevresinde kimyasal uyarıcılarla insanların çeşitli ruh hallerine girmelerini mizahi bir dille anlatır. İkinci kısım, Tichy'nin hayal aleminde karşısına çıkan yeryüzündeki sahte cenneti konu alır. İnsanlar son derece mutlu bir hayat sürmektedir ve bu durum tamamen ilaçlar ve kimyasal gazlarla oluşturulan bir sanrıdan ibarettir.

Tichy, 3 X 2039 tarihinde endişeleri konusunda görüşmek üzere eski dostu Profesör Trottelreiner ile bir restoranda buluşur (Lem,1997,s.114 vd). '...Konuşma sonunda beni en çok ilgilendiren noktaya varmıştı. Endişelerimi, bu yeni dünyaya karşı beslediğim nefreti itiraf ettim Trottelreiner'e... Bir paket tesellim (8) çıkarmak üzere ceketinin cebine elini uzattığını ve yarı yolda vazgeçtiğini bile gördüm. Her türlü psikim yöntemine o denli şiddetle karşı çıkıyordum ki. Ancak sözlerimi bitirdiğimde yüzüne sert bir ifade oturdu ve şöyle dedi: 'Olmadı Tichy. Hem yaptığın eleştirilerin konumuzla hiç ilgisi yok. İşin aslı sen gerçek doğrunun ne olduğunu bilmiyorsun. Üstelik asla tahmin bile edemezdin. Gerçek doğrunun yanında Prokkrustik ve psikimize edilmiş toplum falan solda sıfır kalır!'

''...Senin şikayetçi olduğun her şeyi kundaktaki bebekler bile biliyor... Şu hayli seçici etkilere sahip ilaçlar, psikosınırlayıcılar, narkotiklerin ve ilk halüsinojenlerin yerini alır almaz ilerleme denen şey bu yoldan gitmeye mahkûm oldu bir kez... Narkotikler insanı dünyadan koparmaz, sadece dünyaya karşı tutumunu değiştirir. Oysa halüsinojenler dünyayı tanınmaz hale getirip tamamıyla bulanıklaştırır... Bir an için bile bu dünyayı gerçek haliyle -ilaçla tedavi edilmemiş, saflığı bozulmamış, sansürsüz haliyle- görme imkânın olsaydı düşüp bayılırdın!

''...Bu amfetamin spreyi, dikkatonamid türünden güçlü bir uyku giderici ve antipsikim ajanı... Kullanmak bir yana sırf üstünde taşımak bile federal suç sayılıyor. Mantarı çıkarıp kokla-yalnız bir kere ve dikkatlice... ve sonra Allah aşkına kendine hâkim ol, paniğe kapılma, nerede olduğunu hatırla!'

'...Mantarı çıkarıp şişeyi burun deliklerime götürürken ellerim titriyordu... Yeniden görebildiğim anda ağzım açık kaldı. Halılarla kaplı, palmiye ağaçlarıyla dolu muhteşem salon yok olmuştu. Beton bir yeraltı sığınağında kaba ahşap bir masada oturuyorduk... Kar beyazı örtünün yerinde yeller esiyordu; dumanı tüten sülünle dolu gümüş yemek tabağı teneke çatalıma ... yapışan gri-kahverengi yulaf lapasıyla dolu ahşaptan yontulmuş bir çanağa dönüşmüştü...'

Tüm bunların sebebi insanlara teneffüs ettikleri hava yoluyla verilen kimyasal gazlardır. Toplumun bu şekilde sanrılarla yönetilmesi kitapta Farmakokrasi olarak adlandırılmaktadır. Gerçekleri görme ihtimali olanlara 'kölemisin', tüm insanlara katlanabilmeleri için 'iyimserijin' ve 'melekel' verilmektedir. Bu cehennem Ijon Tichy rüyasından uyanana kadar devam eder (Lem, 1997, s.147).

Arslantunalı'nın deyimiyle (1997, s.35-37) Gulliver'in gezileri kadar akıl almaz ama daha hızlı bu gezide, Tichy herkesin mutlu göründüğü bir toplumla karşılaşır. Gelecekbilim Kongresi'ni basanlara polisin sıktığı KOMSEV bombaları gelişmiş, farmakolojik bir imparatorluğa dönüşmüştür: Kemokrasi. Yine de Tichy'nin ilk sorunu uyarıcı maddelerle değil, dilledir. Lem'in kelime oyunları, sağanak gibi yağar üstümüze. Tichy, varolan sözcüklerin anlamının değiştiğini fark eder hemen, binlerce de yeni sözcüğe toslar. Ansiklopedilerin okunmayıp yendiği bir dünyada, kitaplar psiküteride satılır: İlâheterya, sakineton, tarumargarin, inatçilekleri, softatuzları, fobi biberleri, safdilpeynirleri, cennetalin, sevapin, vaftizem, katolik gevreği, freudon, marazinol, ikircitin, kavgaletalar, hakikityum... Her inanç sindirim sisteminden geçebiliyordur: 'Mesela birkaç gram dantenalin ve hop, beyimiz İlahi Komedya'yı kendisinin yazdığı gibi derin bir inançla dolaşmaya başlıyor ortalıkta'.

Yıldızlardan Dönüş
Yıldızlardan Dönüş, Stanislaw Lem'in 100 yıl sonrasının toplumuna ilişkin düşüncelerini aktardığı bir bilimkurgu romanıdır. Yıldızlara seyahat eden astronot Hal Bregg, 10 yıl sonra dünyaya döner. Ancak uzayda geçen 10 yıl dünyada 100 yıla karşılık gelmektedir ve Bregg tanımadığı bir dünyada yapayalnız kalır. Bu yeni dünya bir ölçüde sanrılarla dolu olmakla birlikte, en dikkat çekici yönü insanların uysallaştırılması -betrize edilmesi-, birçok işin zeki robotlar tarafından gerçekleştirilmesidir. Betrizasyon insanlardaki saldırganlık güdülerinin yok edilmesi amacıyla doğum sırasında yapılan bir uygulamadır ve bunun istisnası da bulunmamaktadır.

Topluma ayak uydurmakta zorlanan Hal Bregg kendi zamanını bilen çok yaşlı bir doktorla görüştüğünde betrizasyon kavramı ile ilgili bilgiler alır (Lem, 1998, s.90): '... İlerlemenin her zaman bir bedeli vardır. Kendimizi binlerce tehlike ve çatışmadan kurtardık, ama bunun için bir bedel ödemek zorundayız. Toplum yumuşadı, diğer taraftan sizin sert olabilme özelliğiniz var...'

Aynı konuda astronot arkadaşı Olaf şunları anlatır: 'Apaçık ortada. Uçmuyorlar -ve hiçbir zaman uçmayacaklar. Daha da kötüleşecek. Lapa. Hepsi lapa. Kan görmeye dayanamıyorlar. Neler olabileceğini düşünemiyorlar... Doktorlar sadece ameliyatı planlıyorlar. Yapan robotlar... Ya bir doktor ansızın müdahale etmek zorunda kalırsa?... Emin değilim. Betrizasyonun etkisini kısmen ortadan kaldıran bir ilaç olabilir, çok kısa zaman için, ama o şeyi hayal edemeyeceğin kadar gizli tutuyorlar. Bana söyleyen kişi ayrıntılı bilgi vermedi. Korkuyordu... Neden korkuyordu?... Bilmiyorum Hal. Sanırım çok kötü bir şey yapmışlar. İnsanın içindeki insanı öldürmüşler...' (Lem, 1998, s.185)

Kitap Hal Bregg'in kendi iç dünyasındaki tartışmalarla devam eder. Arka kapakta yer alan ifadeyle 'O geride bıraktıklarını yeryüzüne gömmüştür, onlar da Bregg'i gökyüzüne'. Bu romanda da (Gelecekbilim Kongresi'nde) ana tema olarak kimyasalların kullanımı öne çıkmaktadır. İnsanlığın kontrolü gelecekte ancak kimyasal gazlar ve ilaçlarla sağlanabilecektir.

Sonuç ve değerlendirme
11 Eylül 2001 tarihinde New York'taki eylemlerden sonra terörist faaliyetlerin önceden önlenebilmesi için birey haklarına müdahale anlamına gelebilecek uygulamalar konusunda öneriler ortaya atılmış; hem ABD hem de diğer ülkelerde bazı fiili uygulamalar görülmeye başlanmıştır. Aslında gizliliğin ne ölçüde korunduğunun bile şüpheli olduğu bir ortamda, konunun gündeme gelmesi yakın gelecekte gözetim konusunun kamuoyunda daha fazla yer işgal edeceğinin de bir göstergesidir. Bu noktada, bilişim teknolojilerinin gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan birçok araç ve yöntemin bireysel gizliliği kolaylıkla zedeleyebileceği bir dönemde çok önceleri bu tür konulara değinmiş bilimkurgu romanlarının yeniden ilgi odağı haline gelmesi normaldir. Özellikle internet, genetik ve dijital teknolojiler bir zamanların bilim ve toplumsal kurgu romanlarındaki varsayımların çok ötesine geçmiş, birçok endişenin çeşitli derecelerde haklı olabileceği görülmüştür. Bir zamanlar çeşitli diktatörlüklerin muhtemel tehlikelerine dikkat çeken 1984 ve Biz gibi romanların öngördüklerinin özellikle bilişim teknolojilerindeki ilerlemelerle daha da potansiyel tehditlere dönüştüğü izlenebilir. Gen teknolojisindeki gelişmeler de Cesur Yeni Dünya'da ele alınan tehlikeyi mümkün kılmaktadır.

Bu çalışma, genel anlamda gözetim ve bilişim teknolojileri ilişkisi yanında, ülkemizde son yıllarda eserleri yayımlanan Stanislaw Lem'in iki romanına geleceğin toplumu açısından atıfta bulunarak ünlü yazarın farklı açılardan incelenmesi noktasında bir yol açmayı da amaçlamaktadır. Lem, Gelecekbilim Kongresi'nde Matrix filmindeki sanrıları hatırlatan bir kurguyla insanların kimyasal yöntemlerle nasıl çevreyi olduğundan farklı algılayabileceklerini ve dünyayı bekleyen felaketleri mizahi bir dile anlatmıştır. Yıldızlardan Dönüş'te ise usta yazar gelecekteki savaşları ve çatışmaları sona erdirmek isteyen insanlığın kendi insanlık duygularını yok ederek yeni bir nesil yaratma çabasını çeşitli açılardan ele almıştır. Lem'in toplumunda kontrol kimyasalların kullanımıyla sağlanmaktadır. Bu da Huxley'in bahsettiği şekilde bilim ve teknolojideki kontrolsüz gelişmeyle ilgilidir. 1984 ve Biz ise açık bir karabasan, kara ütopya örneğidir. Ancak ne Orwell ne de Zamyatin'in günümüzdeki teknolojilerin kendi endişelerinin gerçekleşmesinde bu derece etkili olabileceğini tahmin etmeleri elbette mümkün değildi.

Bu teknolojiler, potansiyel olarak demokratik idarelere, bireylere sezdirmeden toplumu bir Panoptikon'a çevirme imkânı sunmaktadır. Ülkemizde yılan hikâyesine dönen MERNİS Projesi hayata geçtiğinde, hepimizin birer numaraya dönüşecek olması gerçeği, belki de birey olarak 'ben'likten çıkıp Zamyatin'in numaralardan oluşan 'biz'lerine dönüşmeye verilebilecek bir örnek olarak da düşünülebilir. Bu çerçevede kitleleri diziler ve eğlence programlarıyla kendine bağlayan ve giderek interaktif hale gelen televizyonumuzun yanında 1984'ün 'tele-ekranı'nın çok masum bir denetim aracı olduğunu söylemek herhalde abartı olmayacaktır.

Neticede, küreselleşme ve bu süreci hızlandıran teknolojiler fiili birer gerçekliktir. Bu tür teknolojilerin eskiye nazaran bireylere çeşitli imkânlar sunduğu açık olmakla beraber; bu teknolojilerin nimetlerinden yararlanma açısından ülkeler, bölgeler ve bireyler arasındaki derin dengesizlikler anlamında dijital bölünme, teknolojinin kötü niyetli gruplar ve terör odaklarınca kullanılma ihtimali, internetin getirdiği toplumsal, psikolojik ve ahlaki konular, iletişim teknolojilerinin otoriter merkezi idarelere ciddi bir gözetim imkânı sağlaması ve gen teknolojisindeki gelişmelerin ortaya çıkarabileceği handikapların da dikkate alınması şarttır. Bu kapsamda özellikle bilgisayar-iletişim teknolojisi ve biyoloji alanındaki gelişmelere göre çok geriden gelen hukuki düzenlemelerin hızlandırılmasında yarar olacaktır.

DİPNOTLAR
1) Dijital bölünme konusunda güncel iki yazı için bkz. Jeremy Moss, Power and the Digital Divide, Ethics and Information Technology, 4, 2002, ss.159-165 ve Nick Couldry, Digital Divide or Discursive Design? On the Emerging Ethics of Information Space', Ethics and Information Society, 5, 2003, ss.89-97
2) Bilgi toplumunda yeni teknolojilerin gözetim amaçlı kullanımı etkileri üzerine Türkçe'ye çevrilmiş eserlere örnek olarak PROMIS yazılımı aracılığıyla gizli servislerin faaliyetlerini nasıl yürüttüklerini işleyen Fabrizio Calvi, Thiery Pfister, Washington'un Gözü, Çev. Temel Keşoğlu, Doruk Yayıncılık, Ankara, 1997; Egmont R. Koch, Jochen Sperber, Bilgi Mafyası, Çev. Kaan Öktem, Sarmal Yayınları, İstanbul, 1996 gösterilebilir. Bunun yanında son yılların popüler filmlerinden Devlet Düşmanı ve Azınlık Raporu da benzer konuları işlemektedir.
3) Dan Brown da çok satan kitabı Dijital Kale'de ABD Ulusal Güvenlik Birimi NSA ile ilgili benzer bir konuyu ele alıyor.
4) 11 Eylül sonrası bilgisayarlar ve savaş arasındaki ilişkiler konusunda bkz. R.T. De George, Post-September 11: Computers, Ethics and War, Ethics and Information Technology, 5, 2003, ss.183-190
5) Ülkemizde daha çok Tarkovsky'nin filme aldığı Solaris aracılığıyla tanınan, ancak aslında ünü daha yaygın olan Lem konusunda bilgi için bkz. Peter Case, Organizational Studies in Space: Stanislaw Lem and the Writing of Social Science Fiction' Organization, Volume 6(4), 1999, ss.649-671.
6) Burada Ford ile Lord arasındaki kelime benzerliğine dikkat çekilmektedir. Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya, Çev. Ümit Tosun, İthaki Yayınları, İstanbul, 2000, s.9.
7) Gen araştırmalarının kapsamı ile gizlilik ve özel hayata ilişkin sonuçları üzerine iki yeni makale için bkz. H. H.Tavani, Genimic Research and Data-mining Technology: Implications for Personal Privacy and Informed Consent, Ethics and Information Technology, 6, 2004, ss.15-28 ve J. W. DeCew, Privacy and Policy for Genetic Research, Ethics and Information Technology, 6, 2004, ss.5-14.
8) Burada tesellim insanda teselli hissi uyandıran ilaca takılan isimdir. Kitabın İngilizce baskısında bu kelime 'commiserine' olarak geçmektedir. Her iki romandaki benzer kelimeleri karşılaştırmak için bkz. Stanislaw Lem, The Futurological Congress, Futura Publications limited, Suffolk, 1977, s.113 vd.

KAYNAKÇA
1) Bahadır Akın, Yeni Ekonomi: Strateji, Rekabet, Teknoloji Yönetimi, Çizgi Kitabevi Yayınları, 2001.
2) Mustafa Arslantunalı, 'Bilimkurgu: 'Edebiyatın melek yüzlü fahişesi'' Virgül Sayı:1, Ekim 1997.
3) Nabi Avcı, Enformatik Cehalet, Rehber Yayınları, İstanbul, 1990.
4) Yüksel Batur, Bilimkurgu Sinemasında Şiddet ve İdeoloji, Kitle Yayınları, Ankara, 1998.
5) Kürşat Bumin, Batıda Devlet ve Çocuk, 2. Basım, Patika, İstanbul, 1998.
6) Fabrizio Calvi, Thiery Pfister, Washington'un Gözü, Çev. Temel Keşoğlu, Doruk Yayıncılık, Ankara, 1997.
7) Peter Case, 'Organizational Studies in Space: Stanislaw Lem and the Writing of Social Science Fiction' Organization, Volume 6(4), 1999, ss.649-671.
8) Nick Couldry, Digital Divide or Discursive Design? On the Emerging Ethics of Information Space', Ethics and Information Society, 5, 2003, ss.89-97.
9) J. W. DeCew, 'Privacy and Policy for Genetic Research', Ethics and Information Technology, 6, 2004, ss.5-14.
10) Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu, Çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, İstanbul, 2000.
11) Boris Frankel, Sanayi Sonrası Ütopyalar, Çev. Kamil Durand, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1991.
12) R.T. De George, 'Post-September 11: Computers, Ethics and War', Ethics and Information Technology, 5,2003, ss.183-190.
13) Cees J. Hamelink, 'Enformasyon Devriminden Sonra Yaşam Sürecek mi?', Der. Yusuf Kaplan, Enformasyon Devrimi Efsanesi, Rey Yayınları, İstanbul, 1991.
14) Russell Hardin, 'Civil Liberties in the Era of Mass Terrorism', The Journal of Ethics, 8, 2004, ss.77-95.
15) Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret, Çev. Savaş Kılıç, İthaki Yayınları, İstanbul, 2001.
16) Egmont R. Koch, Jochen Sperber, Bilgi Mafyası, Çev. Kaan Öktem, Sarmal Yayınları, İstanbul, 1996.
17) Stanislaw Lem, Gelecekbilim Kongresi, Çev. Fatma Taşkent, İletişim Yayınları, İstanbul, 1997.
18) Stanislaw Lem, The Futurological Congress, Futura Publications Limited, Suffolk, 1977.
19) Stanislaw Lem, Yıldızlardan Dönüş, Çev. Sevil Cerit, İletişim Yayınları, İstanbul,1997.
20) David Lyon, Elektronik Göz: Gözetim Toplumunun Yükselişi, Çev. Dilek Hattatoğlu, Sarmal Yayınları, İstanbul, 1997.
21) Jeremy Moss, 'Power and the Digital Divide', Ethics and Information Technology, 4, 2002, ss.159-165.
22) George Orwell, 1984, Çev. Behzat Tanç, Yağmur Yayınevi, İstanbul, 1984.
23) George Orwell, 1984, The New American Library, 27. Baskı, New York, 1962.
24) Adam L. Penenberg, 'The Surveillance Society', Wired magazine, December 2001, http://www.wired.com/wired/archive/9.12/surveillance_pr.html
25) Bülent Somay, 'Zamyatin'in 'Biz'i Biz miyiz?' Yevgeni Zamyatin, Biz, Çev. Füsun Tülek, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1988.
26) H. H. Tavani, 'Genimic Research and Data-mining Technology: Implications for Personal Privacy and Informed Consent', Ethics and Information Technology, 6, 2004, ss.15-28.
27) Lester C. Thurow, Kapitalizmin Geleceği, Çev. Serpil Demirtaş, Nebil İlseven, Sabah Kitapları, İstanbul, 1997.
28) Yevgeni Zamyatin, Biz, Ayrıntı Yayınları, Çev. Füsun Tülek, İstanbul, 1988.



*Bu yazı daha önce Bilim ve Gelecek Dergisi'nin Kasım 2004 tarihli 9. sayısındaki "Big Brother'den Elektronik Tanrı'ya" isimli kapak dosyasında yer almıştır.
www.bilimvegelecek.com.tr

0 yorum



http://izleniyoruz.net/php/article.php?story=20060216012033460